28 Şubat 2010 Pazar

Evinizin üzerinde ah var: Kapitalizm ve Allah

Lüks site reklamı. Mealen şöyle: "Bilmem ne sitesinde bugün pazar. (Otopark görüntülerine bakıyoruz. Bütün arabalar yerinde.) Kimse dışarı çıkmamış. Acaba neden? Çünkü bilmem kim bey koşuyor (Site korusunda koşan, Amerikan sağlık dergilerinden transfer edilmiş orta yaşlı bir çift.) Çünkü bilmem kim hanım yüzmeye giti. (Sitenin yüzme havuzuna dalan bilmem kim hanım görüyoruz.) Bilmem kim bey sporda (Bilmem kim beyi de "fitness center'da asla terlemezken seyrediyoruz. Ve vatanın en cennet köşesi kıvamındaki lüks site resminin üzerine slogan düşüyor.) Onların dışarı çıkmasına gerek yok!"

'BUGÜN BENİ İLK DEFA...'
Ne zaman denk gelsem bu reklama, Nazım Hikmet'in o şiirini hatırlıyorum.
"Bugün Pazar / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar..." Neyse... Asıl soru başka:
Bu beş yıldızlı hapisaneleri kim üretti? İçine girmek için canımızı dişimize taktığımız... Bunun bize mutluluk, huzur, güven getireceğine kesinkes emin olmamızı kim sağladı? Hadi diyelim ki bunların nedenleri belli. Peki Bize bir "ev"in üzerinde ah olabileceği, bununla mutlu olamayacağımızı kim unutturdu? Televizyonlarda birbiri ardına gelen "şu-kent", "bu-kent" reklamlarının çoğalmasının ardındaki gerçeği yok saymamızı nasıl sağladılar?

'KENTSEL DÖÜNŞÜM MUSKASI'
Nasıl unutabiliriz? Yoksullardan evlerini çaldılar. (O evler onlara ait değil miydi? Aman ha! Bunu sadece o evlerin içindeki hayatları dağıtanlar söylüyordu. Kanmayın.) Yerlerine çatır çatır bloklar diktiler şehirlerin ortasına. Bilhassa İstanbul'da. Yoksullar, "kentsel döünşüm projesi" muskası takmış belediye dozerlerinin önüne attılar kendilerini. İşe yaramadı. Şimdi ceza olarak şehirlerin en dışında, dev insan konservelerine benzeyen TOKİ bloklarına tıkıldılar. Şehir merkezlerinde gördüğünüz "cennet köşelerin" yaratılması için şehirlerin dışında, insanlıktan olabildiğince uzak, etrafı bomboş, insan depoları yükseldi eşzamanlı olarak. Şehirleri dev bir alışveriş merkezine benzettiler. Herkesin birbirine benzediği, yakıcı bir yoksulluğun olduğunu hatırlatacak hiçbir ipucu olmayan.
Bu sitelerden birinden bir ev alacaksınız yani... Unutmayın evinizin üzerinde yoksul insanların ah'ı var. Bu cümle etkiler miydi sizi?

SİTE CENNETİ YENER Mİ?
Ne tuhaf. Elinde ekmekle ("nimetle") tuvalete girince "çarpılacağını" düşünecek kadar inançlı ve hassas insanlar, sıra yoksulların yıkılmış evleri üzerine oturmaya gelince "çarpılabileceklerine" hiç ihtimal vermiyor. Sanırım kimilerimiz kapitalizme Allah'tan bile fazla inanıyor. Ya da "dışarı" çıkmaktansa "içeride" kalmanın güvenliğine, yani sitenin cennet olduğuna, belki öte taraftaki cennetten fazla inanıyor. Peki öyle olsun. Ama reklamlar devam ediyor.

TEHLİKE HER YERDE. DİKKAT!
Bir alet edevat reklamı. Uzaylı gibi görünen bir alameti tanıtıyorlar. Sakin ama hafif dehşetli bir ses bizi havadaki iyonlara karşı uyarıyor. Ya da ona benzer bir şey. Yani "içeride" de tehlikedeyiz. Hem de nefes alırken bile. Bu durumda hemen koşup bu aleti alıp havayı iyonize-miyonize eden, bizi nefesle içimize aldığımız korkunç şey ne ise (ki bunu biraz önce reklamdan öğrendik ve derhal inandık) ondan koruyacak şeyi almalıyız. Yani "içerisi" de tehlikeli. Bilmem kim beylerin güvenlikte olmasın için "içeride" kalması bile nafile.

YOKSULUN HAKKINI YEMEK CAİZDİR!
Bu, böyle bir hayat. Bir tür faşist gündelik hayat! Çünkü kendini sürdürebilmek, sizi de destekçisi/tüketicisi olarak saflarına katabilmek için bir düşman icat etmek zorunda durmadan. Bir tür militarist gündelik hayat! Durmadan bir şeyler tüketerek silahlanmak, bir şeylere sahip olarak kale duvarları örmek zorundasınız. Üstelik öyle bir hayat ki bu... Ne tuhaf. En az korkulan şey bir yoksulun hakkını yemiş olmak.

Ece TEMELKURAN 22 Şubat 2010 HaberTürk Gazetesi makalesi

Hiç yorum yok: