31 Ekim 2008 Cuma

orjine yaklaştıkça


Geçen zamanla birlikte değişim yine gösterdi kendini. Ne kaçmaya çalıştım, ne durdum bekledim. Değişim zamanın olağan akışında görünür hale geldi. "Bu ânâ değin ta kâl-ü beladan / Haberimiz vardır her maceradan". Ezel'i düşünmeye başladım, bugünü duyumsamak için. Geçmişle geleceğin ne farkı var? Biri benden önce biri benden sonra; bu mu fark? Ben o zaman geçmiş ve geleceğin tam ortasında durmuş yaşıyorum. İsteklerim, amaçlarım var; hayallerim, planlarım var; mutluluklarım ve hüzünlerim var; geçmişten gelen geleceğe giden. Ve dönüp dönüp baktığımda geçmişe zamanı hiç kontrol edemediğimi düşünüyorum bir tek kararım dışında. Kendi kararlarını verince insan ânı kontrol altına alıyor demektir.
Çok şey değil istediklerim bir can olarak. Gerçi istemek nedir? Neden ister insan? Ben istemeyi sevmeye bağlıyorum. Bu hayatı yaşayamamaktan korktukça daha bir sarılmak istiyorum kendime, isteklerime, ideallerime. Aklıma güveniyorum, cesaretimi sınamak ve başarılı olmak istiyorum. Başarının getireceği mutluluk bir esintiyle, bin esintiyle yıkılmaz. Başarıdan sonraki başarısızlık bile artık gölgeleyemez başarıyı.
Şimdi geçmişle geleceğin tam ortasında benden hariç ne varsa bana yardımcı olsunlar istiyorum. Şımarıkça bir istekten çok bu bir temenni, bir dilek. Mucizeleri görmekte zorlanmayan gözlerim bu kendiliğinden düzene giren zamanı da görecektir elbet.
Bu hayat içinde yaşamak istediğim hayatın hâlâ yaşanmıyor olması, bu isteiğimin gerçekleşmesinin dizaynının galiba biraz zor, zahmetli, teferruatlı ve karmaşık oluşundan. Çünkü beynim istekleri ilkin hiç kendi adına istememişti. Bu hayatın benim istediğim gibi olması demek; belki bir çok insanın, bir toplumun, bir nüfusun ve hatta dünyanın bile değişmesi demekti. Ve şimdi anlıyorumki dünya başka bir değişim içinde ve bu değişim benim değiştirebileceğimden daha güçlü.O yüzden isteklerimi kendi çapım dahilinde tutmaya karar verdim. Hala içimde bu bencillikle savaşan bazı sesler olmasına karşın bunun böyle olması gerektiğini söyleyen daha somut ve daha güçlü sesler amaçlarıma ulaşıncaya dek daha baskın olacaklar.

Artık ilk önce bu hayatta herşeyin karşıma çıkabileceğine hazırlıklı yaşamam ve bununla mutlu olmayı, hayatı bununla kabul etmeyi içimde sindirmem ve bunun böyle olduğunu çevreme hissettirmem gerekiyor. Kaybetmenin ve kazanmanın hayati önem taşıdığı bir çağda gözü kararmış insanlardan biri olarak ölmek istemediğimden eminim. Bu hayatı zorlaştıran yine biziz çünkü yalnız yaşayabilseydik zor olan sadece hayatı idame ettirmekten ibaret olacaktı. Ama şimdi zor olan o kadar çok şey varki!

"Kalbe güven" dedi bana. "Zamana güven", "bildiğinden şaşma", "doğru yoldasın" dedi bana. İçim gülümsedi bunları duyunca. Ruhumu anlayan ve ruhumu seven, ruhuma değer verip onu yücelten birinin bu dünya üzerinden benimle aynı zamanda aynı yerde yaşaması ve bir araya gelmemiz mucize değildir de nedir? Sanki herşey önceden biliniyormuş da sadece biz buna şaşırıp bununla içimiz içimize sığmasın diye bize söylenmemğiş gibi. Ki mucizenin böyle doğal oluşu, böyle zamanın içinde herhangi bir olaymış gibi, sihirsiz-büyüsüz-olağan-sıradanmış gibi karşımıza dikilmesi... Ve Allah, mucizelerinin istikrarını düşünenleri daha bir isever gibi sanki. İlahi bir şeyse bu mucize, bu başımızda dönen; ilahi olan, hiçbir zaman kötü olmamışki bugüne kadar. Bunu hissederek yaşadıktan sonra; ışıkla, şevkle güle oynaya; bir mucizeye tanık olmaktan öteye geçip mucinenin sanığı olmak, O'nu hergün yaşamak; bu hayatta hep hissettiğimiz "ötekilik" bundandır herhalde. Işık,şevk,arzu,tutku,hırs,özgüven,ciddiyet,mutluluk,hissediş,algı,aşk,doyum,orjin,tekrar....

25 Ekim 2008 Cumartesi


"Gün boyu son derece normal bir insan gibi hareket etmeye bayılırım" demişti Courtey Lov. "Her ne kadar o esnada zihnimden şiddet, terör, seks ve ölümle ilgili bir sürü manyak düşünce geçiyor olsa da..."
Yeterki dışardan "normal" görünelim.

Normal nedir peki?
Normal kadın kimdir?

Sıfatsız düşünemiyor, tanımlayamıyoruz. "Normal kadın"ın da bir takım sıfatları var. Kanıksadığımız sıfatlar bunlar: Anaç/Barışçıl/Şefkatli/Duygusal/vb..
Alışmışız. Böyle öğrenmişiz büyüklerimizden ve böyle öğretmişiz küçüklerimize. Surgusuz sualsiz kabulenmişiz. Kadınlara atfadilen sıfatları "normal" ve "doğal" addetmişiz. Oysa bunların ne kadarı doğuştan? Ne kadarı sonradan edinilmiş, yani toplumsal? Acaba sahiden doğuştan duygusal ya da anaç mı doğuyor kız çocukları yoksa toplum, aile ve kültür tarafından böyle mi şekillendiriliyorlar peyderpey?
Kullandığımız her sıfat aynada beliren bir yansıma aslında. Aynada sağ tarafta görünen bir şeyin sol tarafta bulunması gibi, her sıfattan tam zıt yerde duran bir karşılığı var. Belki de sıfatlar, tığkı yeryüzündeki tüm hayvanlar, bitkiler ve insanlar gibi, Nuh Tufanına yakalanmıştır bir zamanlar. Onlar da çiftler halinde binmişler Nuh'un Gemisine.
Her sıfatın bir "eş"i var bügün. Bu sebepten hep ikilemler aracılığıyla düşünüyoruz.
Ne var ki bu ikilemlerden daha olumsuz olan tarafı kadınlıkla, olumlu tarafı erkeklikle özdeşleştiriyoruz. Birinin varlığı ötekini açıklamak ve meşrulaştırmak için kullanılıyor. Örneğin kadınları "zayıf" kabul ettikçe erkeklerin "güçlü" olduğuna daha kolay inanıyoruz. Keza kuvveti ve kudreti erkeklere ya da erkekliğe atfettikçe, kadınların zayıf ve kırılgan olduklarını sanmak kolaylaşıyor. Cinsiyet rolleri büyük oranda bu tür bir ikilemler üzerine kuruluyor.
İşte bu malum ve meşum listeden birkaç örnek:
Erkek - Kadın
Etken - Edilgen
Kültür - Doğa
Gündüz - Gece
Akıllı - Duygusal
Rasyonel - İrrasyonel
Beyin - Beden
Dikey - Yatay
Hız - Durgunluk / Oturmuşluk
Yapan - Yapılan
Özne - Nesne
Logos - Pathos
(Logos:soz, akıl, anlam, dusunce kavramlarının tumunu kapsayan deyim. Pathos:merhamet ve sempati gibi his uyandırma gücü veye yeteneği.)

Öyleyse kadın olmak şu veya bu şekilde beraberinde edilgenliği, irrasyonelli, duygusallığı getiriyor. Kadınlar hep bu sıfatlarla anlatılıyor, anlaşılıyor.
İşin tuhaf yanı, bir kadın aynaya baktığında, o da kendisini bu sıfatlarla algılıyor. Kendimizle kurduğumuz ilişki bile dolaylı, kendimizle sohbetlerimiz bile kültürel değerlerin gölgesinde.
Ve kadınlar birbirlerini gene bu sıfatlarla yargılıyor, amgalıyor. Kadınlar, birbirlerine karşı ne kadar acımasız olabiliyor.
Cinsiyet temelli ikilemlerin bu kadar kanıksandığı ve "normalleştirildiği" bir ortamda, nasıl ayırt edeceğiz hakikatten neyin "normal" ve "doğal" olduğunu?

Elif Şafak'ın Siyah Süt Romanından S:156

18 Ekim 2008 Cumartesi

İmge ve Dil Arasındaki Engel


Zihin imgelerle düşünür ama bir başkasıyla iletişim kurmak için imgeleri düşüncelere, sonrada düşünceleri kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgeden düşünceye, düşünceden dile doğru bu ilerleyiş ihanetlerle doludur. Kayıplar olur: imgenin zengin, yumuşak dokusu, olağansütü esnekliği ve yoğrulabilirliği, özel nostaljik duygusal renkleri-tümü-, imgenin dile tıkıştırılmasıyla kaybolup gider.
Büyük sanatçılar imgeyi doğrudan imayla,mecazla,okurda benzer bir imge uyandırmaya yönelik dil ustalıklarıyla aktarmaya çalışırlar. Ama sonunda onlar da yaptıkları iş için kullandıkları araçların yetersizliğini fark ederler.
Flaubert'in Madame Bovary'deki yakınmasını dinleyelim.
"Gerçek şu ki ruhun doluluğu bazen dilin mutlak yavanlığı halinde taşabilir, çünkü hiçbirimiz ihtiyaçlarımızın ya da düşüncelerimizin ya da kederlerimizin tam ölçüsünü hiç bir zaman ifade edemeyiz ve insan konuşması; biz yıldızları eritecek bir müzik yapmayı özlerken, ayıların dans etmesi için üzerinde kaba vuruşlarla tempo tuttuğumuz bir dümbeleğe benzer.



Irvin Yalom
Aşkın Celladı Kitabından
Sayfa :206

20 Temmuz 2008 Pazar

herşey birbirine benzediğinde ve karıştığında birbirine...

Sukünet yerini büyük bir çarpışmayla çıkan o korkutucu gürültüye bıraktı. Bütün kuşlar kaçabilecekleri en olur yere uçtular istemsiz yaşama refleksiyle. Gürültüyle birlikte büyük bir toz bulutu da kapladı heryanı. Göz gözü görmez oldu. Hiç bir şey artık eskisi gibi değildi. Ne olduysa olmuştu işte.
Dirlik ve birliğin kaim olduğu o yerde şimdi can çekişen ve kollarını birbirlerine uzatan insanlardan başka bir şey yoktu. Sanki ölürken yalnız olmak istemiyorlardı.Ama her insan yalnız ölürdü değil mi?
Ölüm büyük bir değişimdi. Bir şeyler ölmüş ve zamanı durduracak icat henüz bulunmamıştı. İnsanoğlu tüm acizliğine rağmen yaşamaya devam ediyordu.

Tüm bunlardan habersiz başka bir yer ve başka bir zamanda birileri de yine o acizliğe rağmen yaşamaya devam ediyordu. Bu normaldi,çok normaldi.Normalin yerini içini hangi kemirgenin kemirdiği anlaşılmayan bir karpuzmuşcasına, bir tahta dolapmışcasına oyulmuş ve tüketilmiş anormal aldı.Zaten bu acizlikte normalin yerini başka ne alabilirdi, kimsenin aklına farklı birşey gelmedi.Bu yüzden işte anormal zaman tahtına oturdu bir süre taa ki yine değişim anormalden sıkılıp onun yerine karmaşıklığı ve dağınıklığı koyana dek.
Belki de bu böyle sürüp gelmişti ve bundan sonrada böyle devam edecekti.

Ruhum okyanusun ortasında gezinen küreksiz boş bir kayık gibi salınırken zaman içinde günler gece oluyordu, geceler gündüz.Bu durumu değiştirecek gücü var mıydı bu kayığın. rüzgar ne yönden ne kadar şiddetli eserse essin kayık sanki hep olduğu yerdeydi. Bu kayık ne zaman buraya gelmişti, kürekler neredeydi ve en önemlisi kayığın içinde biri ya da birileri var mıydı; varsa ne olmuştu. Değişim mürettebatı yutup çekip gitmişti anlaşılan.

kayık şimdi hala orda bi yerlerde... okyanusun umrunda bile değil ve rüzgar zaten onun için esmemişti bugüne kadar. Suyun kaldırma kuvveti vardı bir tek , o da niye vardı ki?...

25 Mayıs 2008 Pazar

ALGI


Gözümü açıyorum. Uzun bir uykunun sonrasında artık zaman geldi diyor beynim, vücudum. Çevreme bakıyorum birileri var mı diye. Birileri var, uykudalar. Ne zaman uyuduklarını, ne zamandan beri burada olduklarını bilmiyorum, umursamıyorum da. Onlar yok! Kalkıyorum yataktan. Saat? Saat kaç acaba? Güneş doğmamış olsa gerek. Etrafta geceden kalma sinsi bir soğuk var. Dışarı çıkıyorum. Üzerimde ne zaman giydiğimi hatırlamadığım bir pantolan ve bir gömlek var. İkiside kahverengi. Kahverengiyi hiç sevmediğimi hissediyorum o an.
Algım zayıf. Bir hengame, bir koşuşturma başlıyor birden bire. Sabahın sakinliğini yırtarcasına aceleleri var insanların. Ellerinde evraklar, ellerinde telefonlar; zaman onlara hiç yetmeyecekmişcesine gözlerinde kaygı. Selamlar, günaydınlar, el sıkışmaları... Algım zayıf. Bütün bu olanlar da neyin nesi? Uyandım ve dışarı çıktım. Şimdi beynim sorularla dolu, cevapsız sorularla...

20 Nisan 2008 Pazar

Hayat ne menem bir şeysin!!!



”Âdem’in üç harfine den düşen -ta ki harf sükût edene, kalübelâ’da başladıkları noktaya dönene kadar: “Bu daire üzerinde hareket edersen her zaman başladığın noktaya dönersin. Başladığın nokta, arayışın sonundaki hakikattir. Keramet baştadır. Pervane olanın başı döner ki başa dönsün. Bu sebeple hiç yoktan kanat çırpsın. Dönerken kanat çırpar pervane. Hakikati kanat çırpmak zanneder. Aslolan ışığa gark olmaktar. Sonrasında ışığa konar ve de yanar kül olur. Küllerinden yeniden doğar Zümrüd-ü Anka gibi. İşte doğmak, başladığın noktaya dönmektir.”(Alıntı: "Suküt-u Harf" kitabından...)

Neydi bizi böyle sürekli rahatsız eden? Neden içimizde sürekli sorular var? Neden bu sıkıntı?

16 Şubat 2008 Cumartesi

Time Of The Gypsies

rüya



Hayatı olduğu gibi kabullenmek;etini,derini,kemiğini kabullenmek..

"Tanrı insanın uçmasını isteseydi kanatlı doğardık" ...


Ama biz uçtuk..kanat taktık uçtuk,demirden kanatlı makineler yaptık uçtuk.
Şiirler yazıldı,filmler çekildi,romanlar sayfalarca..Her yeri gördü insanoğlu,kulaktan kulağa oynandı kaç yüzyıl bu koca dünya adına. kitaplar sayfalarca...
Çözenler de oldu mu peki bu bilmeceyi.şimdilerde asıl bilmecem bu benim.

sana bişey diycem..

bilmece bildirmece,sırt üstünde taşımaca mı bu dünya ? yoksa;
bilmece bildirmece,parmak ucunda döndürmece mi? ya da
bilmece bildirmece,öküzün altında buzağa aramaca mı?...


sana bişey soracam,
bilmeceyi en son kim bildi?

30 Ocak 2008 Çarşamba

Boğazın iki yakası ışıl ışıl,biz sandalda elimizde şarap..

âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,
bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın.

âğuş'u nev-bahâr'da, hâbîdedir cihân;
sürsün sabâh-ı haşr'e kadar, hâb uyanmasın.

dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,
leyl-i tarâb'da bir dahî mızrâb uyanmasın.

ey gül, sükûtâ varmayı emr-eyle bülbüle,
gülşen'de mest-ü zevk olan ahbâb uyanmasın.

değmez kemâl, uyanmaya ikmâl-i ömr içün,
varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın
yahya kemal

ağır ağır çek kürekleri mehtap uyanmasın
bir hayal dünyasına dalan su uyanmasın
uykudadır dünya, ilkbaharın kucağında
sürsün sabaha kadar, rüya uyanmasın
dursun bu kutsal ezgi içindeki çalgılar
gecenin şenliğindeki mızrap dahi uyanmasın
ey gül, sessizliğe varmayı emret bülbüle
gül bahçesinde zevk sarhoşu olan dostlar uyanmasın
değmez kemal, ömürü tamamlamak için uyanmaya!
varsın bu uykudan yorgun düşmüş gönül uyanmasın

7 Ocak 2008 Pazartesi

Dizi Dizi Dizildik

1. - abi ben türk dizilerini izlemem
2. -niye abi güzel diziler var
1. -yok,ben sienbisie (cnbc-e) dizilerini izliyom olm,daha kaliteli...

hooooopp,bi dakka, ben burda araya girmek istiyorum.nası bi muhabbettir bu aldı başını gidiyo. Kim ne izlerse izlesin kardeşim diycem ama milletin son durumu bu zaten. şimdi ben de cnbc-e izleyenlerdenim. Hiroz (Heroes) müptelasıyım mesela hatta bi çok komedi dizisine de rastgelirsem, saat önemli değil izlerim.


2. -abi nesi kaliteli ya,duygu yok bişi yok
1. -olm ordaki hatunlar hangi dizide var..süper hepsi..mesela losta bi hatun vardı...

Kardeşim bi durun ya,ben ne diyorum siz ne diyosunuz. Tamam, evet bende katılıyorum.örneğin; bi nikki olsun,amigo kız olsun hirozda sonra losttaki o arkadaşın bahsettiği bayan oyuncu da türkiyeye gelse tozunu attırırmı ortamların,bence attırır.
ama
konuya bu açıdan bakmamamız lazım. bi daha söylüyorum, konuya bu açıdan bakmamamız lazım.

1. -ya eskiden ne güzel türk dizileri vardı..
2. - mesela?
1. -trt dizileri vardı. şaşıfelek çıkmazı,yeditepe istanbul
2. -bak hatırladım şimdi,hatta yeditepe istanbulun kaç kere tekrarı çıkmıştı yine izlemiştim ben bi dizi sever olarak.ama şimdi de mesela bıçak sırtı var,şahane abi..
1. -ben ikinci bahardan sonra soğudum abi türk dizilerinden. hep aynı...yok karadenizli, yok antepli,yok urfalı,yok iş adamı,mafya,derin devlet,ağlaklar,zırlaklar,tabancalar,siyah pardesü beyaz atkı,ağalar,beyler,töreler,kavuşamayan aşklar,kötüler,zalimler...

yeteeeeeeeeeerrrr!!! ne dertliymişsin be! anladık!!!
şimdi test yapıyorum..

hatırla sevgili?

1. -bilmiyom
2. -az biliyom

sıla?

1. -bilmiyorum
2. -çok az biliyorum


avrupa yakası?

1. -biliyom gülüyom :)
2. -kaçırmam



Doktorlar?
1. -o ne be!
2. -ya kutsi oynuyo orda dimi?

iki aile?
1. -komik bişi miydi o?
2. -izlerim

binbir gece?

1. -masal be o..
2. -abi ben de o kadar para olsa..
1. -???
2. -ha siz izlememişsiniz...

yaprak dökümü?
1. -yaw kitabını veriim okuyun yaw..
2. -beni pek sarmadı zaten

selena?
1. -kız güzel de dizi çekilmiyo
2. -evet ya o kız nası salındı dimi ööle

kavak yelleri?
1. -başımızda kavak yelleri, esiyormuş essin adam sen de ...
2. -şarkı söylüyo ya adam,yok abi izlemedim ben...

Köprü?
1. -no comment,no answer...
2. ilginç bi diziye benziyo ama izlemedim henüz..

Kurtlar vadisi Pusu?
1. -aaaauuuuuuuuuuuuuuuuu
2. -abonesiyim,komple dvdsini almayı düşünüyorum. o derece diyim..

Hepsi bir?

1. -bilmiyorum
2. hepsi grubunun dizisi de ben izlemiyorum

elveda rumeli?
1. -bi kaç bölüm izledim,kadro güzel,hikaye güzel..
2. -yok çok sarmadı beni,o saatte zaten başka dizi var

yemin?
1. -yeni galiba
2. -Tuuba var ,izlenmez mi bee..
1. -al işte..

sessiz fırtına?
1. -sesli olsa ne olur,izlemedim,duymadım,görmedim..
2. -bi kaç bölümünü kaçırdım ama konuya hakimim.



ya sıkıldım be sizden de dizilerden de.. sinekli bakkal,böcekli market,antiloplar vadisi (belgesel tadında dizi),ezo gelin çorbası,bodytamer,susak ağızdan kalbe,çılgın yürek,ekmek pusat çarpsın,sıla mı gurbet mi adını sen koy,sevgili dübürüm,
en son babalar duysun ama çocuklar duymasın,al birol güveni vur fatih solmaza..
zaten taklitçilik sahtecilik aldı başını gidiyor.ordan burdan konsept çalmalar,americano dizileri alıp türkleştirip ver baba millete yerlerse..
amaaa!!...
bunun da sonu yakın,ben size diyim..bi dönemdir geçer.eskiden zeyna vardı,herkül vardı,hatta ondan eski brezila dizileri vardı nooldu onnar?bu milletin üzerinden yalan rüzgarı diye bişey geçmiş ki,millet hala kendine gelememiş.ondan sonra ne versen yiyor zaten. bu ülkede herşey dönemlik. ha bi de düşünsenize türkiyede senaristlerin grev yaptığını..yapımcılar nereleriyle güleceklerini bilemezler animallah..O sadece parayı yatıran prodüktör kendi yazar senaryoyu hikayeyi;asıl işin acaip tarafı,o yazsa da tutar başkası yazsa da tutar..
ver alttan melankolik müziği,koy bi güzel makyajlı hatun karşısına zengin takım elbiseli bi jön,ver baba kavgayı gürültüyü,ağlat,güldür,çoştur,ver damardan damardan...ohhh bee,kendime geldim valla,gidiim de kaçırmıyim ben dizileri neyim..bir türküyle veda eddiim bari..

dizi dizi dizdiler

ipe sapa dizdiler
eski yeni karıştı
hepten aklım şaşırdı

diziler diziler
sıra sıra diziler
ömrümden ömür gitti
törpü törpü diziler

dizildik de dizildik

cam önüne kurulduk
reklamlardan sıkıldık
çekirdeğe sarıldık

hadiii öptüm hepinizi...kuzen larrye selam.

29 Aralık 2007 Cumartesi

demek ki buymuş!!!



Günlerdir aklımdaydı, bir türlü çıkaramamıştım. Hani insanın diline hiç sevmediği bir şarkı dolanırda ister istemez söyler ya onu; bu da öyle aklıma takılmıştı işte. Günlerdir ne olduğunu bulamamıştım. Sabahları kalktığımda düşünmeyi unuttuğumu düşündüğüm anda yine takılıyordu aklıma. Ama geceleri, özelllikle geceleri ne olduğunu düşünmeden uyuyamaz olmuştum. Gün içinde kafamı dağıtan şeyler olsa da aklımın bi köşesi hep düşünürdü, bunu hissederdim bazen kaçmak isterdim ama kaçmak istedikçe düşünmek daha da çok sarardı beni. Bazen sıkıntı verirdi. Bazen de merak ederdim. Sıkıntı verdiği zamanlar olur olmadık işlerle uğraşırdım hatta kendime yeni hobiler buldum diyebilirim. Ama ne olduğunu merak ettiğimde tüm herşeyden sıyrılıp, bir bilim adamı, bir düşünürmüşcesine elimi sakalımda gezdirip hımm hımmlardım kendi kendime..Bulamazdım tabii. Hatta geçenlerde yine sıkıntı duyduğum bir vakit arkadaşlarımla konuştum. Bütün hissettiklerimi düşündüklerimi anlattım onlara. Kimisi “ben de düşünmüştüm bir zamanlar ama sonra bulamayınca bıraktım” dedi; kimisi “hiç aklıma gelmemişti” dedi; kimisi “aman abi boşver bunları” dedi; kimisi anlamadı; kimisi dinlemedi; kimisi hiçbir şey demedi. Günlerdir aklımdaydı, bir türlü ne olduğunu çözememiştim. Acaba dedim geçmişten gelen bir şey mi, acaba hatırlayamadığım bir şey mi bu demiştim. İyice düşündüm geçmişi mi,unuttuğum bir çok şeyi hatırladım ama bunun ne olduğunu bulamadım. Sonra dedim ki, acaba rüya falan mıydı da yarım yamalak bir şeyler hissediyorum ama ne olduğunu bulamıyorum dedim. Bundan da bir sonuç çıkmadı. Aklıma sürekli cevaplar geliyordu ama hiçbir cevap bunu açıklamıyordu. Ben bunun ne olduğunu düşünürken öyle çok şey düşündüm ve öyle çok şey buldum ki kendi kendime. Belki de işe de yaramıştır bu anlamda. Ama buna rağmen içimdeki sıkıntı yine aynı kalmıştı ve merak gittikçe artıyordu. Bunun ne olduğuyla ilgili, benim aklıma nasıl girdiğiyle ilgili herşeyi düşünüp herşeyi uyguladığımı sandığım bir vakit; hani derler ya “sanki beynimde bir ışık yandı” işte öyle hani “zınk” diye birden bire beliriverdi zihnimde..

Herşey bu kadar zor mu??

Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitme...